|
Günler sanki biteviye aynı. Aynı tonda sabahlar ve akşamlar. Gün doğar, gün batar. Gece olur, rüyalar eşlik eder. Hülyalar, özlemler gecelerde daha bir artsa da gün gecenin yine önüne geçer ve gündüzün hareketi gecenin tüm ufunetini veya tüm haşmetini ve de tüm görkemini siliverir. Geride kalan yaptığımız eylemler, düşler ve rüyalardır. Sahi, herkesin hayat ortalamasından bir kesit değil mi yukarıdaki tablo. Gerisi ise, kişinin statüsüne, pozisyonuna göre yaptığı eylemlerle hayata yaptığı dokunuşlardır artık.
Bal üreten, kuaförlük yapan, devletin biriminde müsteşar olan, bir kurumun güvenlik görevlisi ya da bir akademisyen, Bir işçi, bir öğretmen, bir ve birler bütünü...
Herkes bulunduğu konuma göre hizmet vermekte, hizmet almakta. Herkes bir işin peşinde, iş kişinin peşinde. Evet iş yapmayan insan, varolmanın anlamından uzak. Var olmak; biraz da çalışmayı öngörmekte. Yoksa tükeniverir insan. Pörsür, solar ve biter. Gayrettir, çabadır onu hayatta tutan.
Ve fakat bu kadarcık mı? İnsan sahi sormayacak mıdır bundan fazlasını?
Bu kadarcıksa neden bu tablodaki boşluk? Ya da bu kadar değilse olmayan, eksik olan şey ne? Sorular değil midir, insandan başka diğer varlıklarda olmayan?
Örneğin bir arı hiç soru sorar mı sahi?
Zannetmem. Arı'nın soruları olsaydı şayet, hayatında ciddi dönüşümler yapar, mesela hep aynı kıvamda bal yapmazdı belki. Bazen daha tatlı bazen yaptığı balın tadında ciddi değişiklikler olurdu herhalde.
Ama insan soru soran ve cevabın da peşine düşen bir varlık. Varlığın anlamının belirginleştiği özne; İnsan. Sorular soran, sorularına sahih ve sağlam cevaplar arayan. Bulamadığı cevapları uykularını bölen, uyusa da uykularında yine cevapların peşine düşen.
Evet günler biteviye aynı. Gün doğuyor, gün batıyor. İnsan bir işten başka bir işe koşuyor. Sürekli bir koşu. Durup dinlenmek için geceleri bekliyor. Ama ne hikmettir dinlenirken kendini dinlemeyi hep ihmal ediyor.
Kendini dinlemek; sorular sormak belki kendine. Bu koskoca hayata, evli ve çocuklu bir adamın ya da bir kadının gözünden sorular sormak. Bir fakülte öğrencisinin nazarından bakmak ya da.
Hayat tekdüze akan ve içinde savruluyor olduğumuz bir arena mı? Yoksa ebemkuşağı zerafetinde incelikleri ve renkleri de olan bazen görünse de varlığını aslında hep biliyor olacağımız bir başka boyutu da olan bir er meydanı mı?
Kimin iyi ve kimin iyi olmayan işleri sergileyeceği ve tüm bu eylemlerin yine kendisine gösterileceği bir başka cevap yerinin sorular haritası mı?
İnsan şayet tekdüze değil de içindeki duygu ve düşünceleriyle bir zenginlik anıtı gibi duruyorsa hayat da o zaman tekdüze olmamalı. Hayata sorular sorup cevaplarını istemeli. Sorulardır bize cevapları verecek olan.
Sorusuz cevaplar elbette ki büyük bir yanılgıdır, yanılsamadır.
O yüzden değil midir; insanoğlunun sorusuz cevaplara olan inancı dünyayı alt üst etti. Cevaplarına o kadar inandı ki bu inanç uğruna sağlam sorular soran insanları düşman bildi kendine.
İşte bu insanca bir tavırdan çok uzakta duran bir eylem.
İnsan olmayı tercih edene düşen ise;
Sahih ve sağlam ve asil bir niyet ile soruları ve cevapların peşinde olan insan olmak.
İşte hayattaki biricik mesele... |