Her şey Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” açıklaması ile başladı. Aslında öncesi de vardı ama Türkiye’ye böyle duyuruldu, barışın geleceği. Evet barış gelecek ama sancılı gelecek. Sonuçta hem PKK’da hem de ülke içinde barışı istemeyenlerin olduğu ortada. Nasıl 1993’te barışa bir adım kala, Bingöl’de 33 asker nasıl katledildiyse, Dağlıca, Aktütün, Diyarbakır ve son olarak Tokat Reşadiye’de 7 asker katledildiyse, barışın gelmesini istemeyen güçler öldürmeye devam edecekler. Evet barış gelene kadar belki yüzlerce insanımızı daha katledecekler ama barışın önüne geçemeyecekler…
Dönem değişti, eskiden en ufak bir provaksayon her şeyi altüst edebiliyordu ama artık durum böyle değil, aklı-selim olan herkes olayların arkasında barışı istemeyenlerin savaştan nemalananların olduğunu biliyor. Hükümet de biliyor ve ona göre açıklamalarını yapıyor ve tüm provaksyonlar boşa çıkıyor, barışa doğru emin adımlarla ilerleniyor.
Kürtlere gelince, Kürtler tarih boyunca haklarını savunmak adına hep silaha sarılmışlar. Bugüne kadar kalem tutmamışlar, hâla silahtan yana olanlar var. Oysa devir bilgi devri, eğer bir hak varsa ki var. Çünkü hak Allah’ın adı… Onu şiddete başvurmadan, kimseye zarar vermeden aramak gerekiyor.
Şimdi yazıyı okuyanlardan bazılarının, “Kürtlere silaha başvurmaktan başka şans vermediler ki. Kürt yoktur, hepiniz Tüksünüz. Tek, dil, tek devlet, tek millet dediler. Kürtlere şiddete başvurmaktan, dağa çıkmaktan başka yol bırakmadılar” dediklerini biliyorum.
Savaş rantçılarının istediği de buydu, baskı ortamı oluşturarak başka yol bırakmamak ve savaşın devamını sağlamak. Başarılı da oldular ancak sorun Kürtlerin buna prim vermesi oldu. Oysa silah yerime kaleme sarılsaydı Kürtler, bugün konum çok daha farklı olabilirdi. Cumhuriyet tarihi boyunca şiddetin yerini doğal hak arayışı alsaydı. On binlerce insanımız bu savaşta ölmeyecekti ve haklar ise temel insan hakları çerçevesinde daha ileri düzeyde olacaktı.
Bu ülkede 25 yıldır kardeş kardeşi öldürüyor ve koca bir ülke bunu seyrediyor. Annelerin, babaların, yetim kalan çocukların çığlığını kimse duymuyor. Ta ki Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamasına kadar. Bizim insanımız böyledir. Vicdani olarak birçok şeye karşıdır ama ortaya koyma noktasında geride durur.
İki cihan peygamberi Hz. Muhammed’in (S.A.V.), “Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir” Hadis-i Şerif’i ortada iken binlerce yıllık can ve kan kardeşliği olan Türklerle Kürtlerin birbirini öldürmesi kabul edilebilir mi? Allah bir daha bize bu acıları yaşatmasın…
Neyse ki artık şehit aileleri de barış çağrısı yapmaya başladı. Bizim yüreğimiz yandı, başka annelerin ve babaların yüreği yanmasın diyorlar. Aynı toprakların çocukları birbirini öldürüyor, son bulsun bu kardeş kavgası diyorlar. Kan dursun diyorlar, duracak ta…
|